www.osmanpamukoglu.com.tr www.efsanekomutan.org bizvebizim.tr.gg
 
Devrim Lideri  
  Devrim Lideri
  Videolar
  Müzik
  Programlar
  Atatürk'ün Yaşamı
  Atatürk Kronolojisi
  Atatürk Diyorki
  İstiklal Savaşı Gazetesi (Orjinal Sayfaları)
  Resimler
  10.Yıl Nutku
  İlkekeler
  => Cumhuriyetçilik
  => Milliyetçilik
  => Halkçılık
  => Laiklik
  => Devletçilik
  => İnkılapçılık
  Devrimleri
  İstiklal Marşı
  10.Yıl Marşı
  Gençliğe Hitabe
  Atatürk'ün aldığı Nişan, Madalya ve Madalyonlar
  Atatürk'ün Künye Bilgileri
  Yazdığı Bazı Mektuplar
  Yazdığı Bazı Kitaplar
  Yazdığı Şiirler
  Atatürk' ün Bazı El Yazısı Örnekleri
  Atatürk' ün Kurduğu Kurum ve Kuruluşlar
  Atatürk'le Özdeşleşen Tarihi Yapılar
  Dış Basından Atatürk
  Atatürk ve Komik Bir Olay
  Anılarla Atatürk
  John F. Kennedy'nin Atatürk konuşması
  Ata Linkler
  Anketler
  Ziyaretçi defteri
  İletişim
Copyright:ByZAF ®
Halkçılık

HALKÇILIK

İLKESİ

 

 

 

 

                 1.HALK: HALK’I TANIMLAMAK ÇETİN BİR SORUNDUR. BU AD, BİRBİRİNDEN FARKLI SAYILABİLECEK KAVRAMLARI BELİRTMEK İÇİN KULLANILMAKTADIR. HERŞEYDEN ÖNCE BAZEN “HALK” İLE “MİLLET-ULUS” KAVRAMLARI BİRBİRİNE DENK SAYILMAKTADIR: “BELLİ VEYA FARKLI KÖKENDEN GELEN VE ARALARINDA TARİH VE KÜLTÜR BİRLİĞİ BULUNAN BİRARADA YAŞAMA İSTEĞİ İLE HAYATLARINI SÜRDÜREN BİR TOPLUM” TANIMI HALK KAVRAMINI KARŞILAMAKLA BİRLİKTE, HEMEN ANLAYACAĞINIZ GİBİ, MİLLET KAVRAMINI DA BELİRTMEKTEDİR. BU DURUMDA HALK KELİMESİNE GEREK YOKTUR. MİLLET VEYA ULUS ADLARI HALK YERİNE GEÇEBİLİR. O ZAMAN “HALKÇILIK”A DA GEREK KALMAZ. MİLLİYETÇİLİK DEYİMİ BU KAVRAM İÇİN DE KULLANILABİLİR. HALBUKİ “MİLLET”TEN AYRI BİR “HALK” KAVRAMI VARDIR. İŞTE BUNU TANIMLAMAK ZORUNLULUĞUNDAN KAYNAKLANMAKTADIR;

 

            BAZEN “TOPLUMU YÖNETENLER DIŞINDA KALAN BÜTÜN BİREYLER”; BAZEN “BİR BÜYÜK TOPLULUK İÇİNDE KÜLTÜR VE KÖKEN ÖZELLİKLERİ BULUNANLAR”; KİMİ ZAMAN “BELLİ BİR KÜLTÜR DÜZEYİNE YÜKSELMİŞ TOPLUMLARDA BU DÜZEYİ BULAMAMIŞ ÇEŞİTLİ TABAKALAR” HALK KAVRAMI İÇİNE SOKULUR. BU KARŞIKLIĞA SON VEREBİLMEK İÇİN DAHA BİLİMSEL BİR TANIM ÜZERİNDE DURMAK GEREKİR:  İLKÖNCE HALK’I “BİR ÜLKEDE YAŞAYAN BÜTÜN YURTTAŞLARIN OLUŞTURDUĞU TOPLULUK” OLARAK TANIMLAYACAĞIZ. HEMEN ARDINDAN DA MİLLET İLE HALK ARASINDAKİ FARKI BELİRTECEĞİZ. MİLLET SOMUTTAN ÇOK, SOYUT BİR KAVRAMDIR. MİLLET BİRARADA YAŞAMA İSTEĞİ İLE YAŞAYAN İNSANLARIN OLUŞTURDUĞU, MANEVİ YÖNÜ AĞIR BASAN BİR TOPLULUKTUR. “MİLLET”, BİREYLERİN BİRARADA YAŞAMA İRADELERİNİN İÇİÇE GEÇİP KAYNAŞMASINDAN OLUŞUR. HALK İSE, SOMUT BİR KAVRAMDIR. MİLLETİ OLUŞTURAN BİREYLERİN ÇEŞİTLİ TABAKALARA MENSUP OLDUKLARI BELLİDİR. İŞTE HALK DENİLDİĞİ ZAMAN, BELKİ MİLLETİN ÜZERİNDEKİ MANEVİ ÖRTÜNÜN KALDIRILMASI İLE ORTAYA ÇIKAN, YURTTAŞLARIN ÇEŞİTLİ KESİMLERİNİ GÖSTEREN BİR TABLO AKLA GELİR. BAŞKA BİR DEYİŞLE, MİLLETİ OLUŞTURAN İNSANLARIN SOMUT BİR BİÇİMDE GÖRÜLMESİ İLE BELİREN TOPLULUK HALKTIR. BÖYLECE MİLLET VE HALK KAVRAMLARI ARASINDAKİ GERÇEKTEN İNCE FARK BELİRTİLMİŞ OLUR.

 

            HALKÇILIĞA GELİNCE; BU KAVRAM ÜZERİNDE GENİŞ KAPSAMLI ARAŞTIRMALAR YAPILMAMIŞTIR. ANCAK, ÖZELLİKLE XIX. YÜZYILDAN İTİBAREN BÖYLE BİR KAVRAM TANINMIŞ VE ÇEŞİTLİ TOPLUMLARDA BİRBİTİNDEN AYRI KAVRAM TANINMIŞ VE ÇEŞİTLİ TOPLUMLARDA BİRBİRİNDEN AYRI SAYILACAK UYGULAMALARA GEÇİLMİŞTİR. BU FARKLI UYGULAMALARA RAĞMEN HALKÇILIĞIN BAZI ORTAK NOKTALARI OLDUĞU DA SÖYLENEBİLİR: KANUN KARŞISINDA EŞİTLİK, ULUSAL EGEMENLİK GİBİ.

 

            1789 YILINDAN İTİBAREN GELİŞEN BÜYÜK FRANSIZ İHTİLALİNİN DÜNYAYA SAÇTIĞI PEK ÇOK DÜŞÜNCE AKIMI VE UYGULAMALAR ARASINDA BU İKİ DÜŞÜNCEDE VARDI. BÖYLECE, HALKÇILIK UYGULAMALARININ BU ÖNEMLİ TARİHSEL OLAY SONUNDA DOĞUP YAYILDIĞINI KABUL ETMEK YERİNDE OLUR.

 

 

           2.   TÜRKİYE’DE HALKÇILIK:

 

            TÜRKİYE’DE HALKÇILIĞI İNCELERKEN İLK ÖNCE, BU KAVRAMIN TÜRKİYE’DE ORTAYA ÇIKTIĞI TARİHSEL DÖNEMLERİ DE BELİRTMEKTE YARAR VARDIR. ÖRNEĞİN; TÜRK TOPLUMUNDA YUTTAŞLARIN HUKUK BAKIMINDAN DURUMLARI NASILDI? OSMANLI TOPLUMUNDA “HALK” NE ANLAMA GELİYORDU? VE HALKÇILIK ÇABALARI NASIL BAŞLADI? GİBİ SORULARI ÇOĞALTABİLİRİZ. AMA BU SORULARIN CEVABINI DA OSMANLI DÖNEMİNDE HALKÇILIĞI İNCELEYEREK ORTAYA ÇIKARABİLİRİZ.

 

            OSMANLI DÖNEMİNDE HALKÇILIK :

 

            ÇOK UZUN BİR SÜRE, XIX. YÜZYIL ORTALARINA DEĞİN, OSMANLI DEVLETİNDE BELİRTTİĞİMİZ BİÇİMDE BİR HALKÇILIK UYGULAMASI BULUNDUĞUNU İLERİ SÜRMEK ZORDUR. OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA ULUSAL EGEMENLİĞE DAYALI BİR HALK YÖNETİMİ HİÇBİR ZAMAN MEVCUT OLMADIĞI GİBİ, EŞİTLİK İLKESİ DE XIX. YÜZYIL ORTALARINA KADAR, KAĞIT ÜSTÜNDE BİLE YAZILI BİR BELGE GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ DEĞİLDİ.

 

            TOPLUMU OLUŞTURAN BİREYLER ARASINDA HUKUK BAKIMINDAN EŞİTSİZLİK OLMASI XIX. YÜZYIL BAŞLARINA KADAR HEMEN HER YERDE VARDI. BATIDAN ÖRNEK VERELİM; AVRUPA’DA SOYLULAR (ASİLLER, ARİSTOKRATLAR) İLE PAPAZLAR AYRICALIKLI İDİLER. DEVLETİN ÜST YÖNETİCİLİK YERLERİNE GELMEK SOYLULARIN HAKKI İDİ. AYRICA SOYLULAR VE PAPAZLAR VERGİ DE VERMEZLERDİ. BUNA KARŞILIK DEVLETİN HEMEN BÜTÜN YÜKÜNÜ SOYLULAR İLE PAPAZLAR DIŞINDA KALANLAR ÇEKERLER, BÜYÜK BİR EŞİTSİZLİK ALTINDA EZİLİRLERDİ. FRANSIZ İHTİLALİ İLE BU DURUM ÖNCE FRANSA’DA SONRA DA AVRUPA’DA SONA ERMİŞTİ.

 

            OSMANLI DEVLETİ’NDE İSE BİR “SOYLULAR” SINIFI YOKTU. BU, TÜRK TOPLUMUNUN ÇOK GÜZEL BİR GELENEĞİDİR. FAKAT TOPLUMDA BAŞKA FARKLILIKLAR VARDI. VATANDAŞLAR, MÜSLÜMANLAR VE MÜSLÜMAN OLMAYANLAR OLMAK ÜZERE İKİYE AYRILIRDI. DEVLET HİZMETLERİNE GİRME MÜSLÜMANLARA AİTTİ. SAYILARI MİLYONLARI BULAN MÜSLÜMAN OLMAYANLARIN İSE BÖYLE BİR HAKKI YOKTU. ONLAR AYRICA DAHA FAZLA VERGİ VERİRLERDİ. MÜSLÜMANLAR İÇİNDE İSE YÖNETİCİLERLE DİN BİLGİNLERİ (ULEMA) AYRICALIKLI İDİLER. VERGİ VERMEZLERDİ. BUNA KARŞILIK YÖNETİCİLER PADİŞAHIN KULU SAYILDIĞINDAN CANLARI VE MALLARI GÜVENSİZLİK İÇİNDE İDİ. DEMEK Kİ, OSMANLI VATANDAŞLARI ARASINDA HUKUK AÇISINDAN TAM BİR EŞİTSİZLİK VARDI. ÖTE YANDAN, YÖNETİCİLER İLE ULEMA BİR SEÇKİNLER ZÜMRESİ OLUŞTURDUĞUNDAN, KENDİLERİNİN AYRICALIĞINI BELİRTMEK İÇİN GERİDE KALAN İNSANLARA “HALK” ADINI TAKMIŞLARDI. KENDİLERİNİ DİĞER İNSANLARDAN AYIRMAK İÇİN BU YOLU SEÇMİŞLERDİ Kİ BÖYLECE ONLARDAN AYRILMIŞLARDI. DİVAN EDEBİYATI SEÇKİNLERİN UĞRAŞISI İDİ. SADE BİR TÜRKÇE İLE YAZAN ŞAİRLERE “AVAMİ”, YANİ “HALKTAN” DERLERDİ. HALK, SEÇKİNLERİN ALTINDA, ONLARA DENK OLMAYAN BİR GRUP OLUŞTURUYORDU.

 

            XIX. YÜZYILIN ORTALARINA DOĞRU İLAN EDİLEN TANZİMAT VE İSLAHAT FERMANLARININ ETKİSİ İLE TOPLUM ÜYELERİ ARASINDA HUKUK EŞİTSİZLİĞİ BİR ÖLÇÜDE YUMUŞADI.

 

            AMA, “SEÇKİNLERLE” “HALK” ARASINDAKİ FARK SÜRÜYORDU. BUNU ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞANLAR, ÖNCE EDEBİYAT ALANINDA SONRA DA POLİTİKA ALANINDA ETKİLİ OLMUŞLARDIR.

 

            İLKÖNCE, EDEBİYATTA DİLİN SADELEŞEREK HIZLA DİVAN EDEBİYATINDAN KOPMASI HALKÇILIĞIN İLK BELİRTİLERİ SAYILIR. BU DA GENÇ MİLLİYETÇİLERİN ESERİ İDİ. AMA BU YENİLİĞE KARŞI DİRENENLER DE OLMUŞTUR.

 

            SEÇKİN İLE HALK ARASINDAKİ FARKIN BU KADAR ÇABA İLE ORTADAN KALKMASI MÜMKÜN DEĞİLDİ. ESAS HALKI DA SEÇKİNLERİN DÜZEYİNE GETİRME TEDBİRLERİ ALMAK, ÖTE UANDAN SEÇKİNLERİ DE HALKIN DERTLERİYLE YAKINDAN VE GÖNÜLDEN UĞRAŞMAYA YÖNLENDİRMEK GEREKTİ. İŞTE, OSMANLI DÖNEMİNİN SONLARINA DOĞRU BELİREN GERÇEKÇİ EDEBİYAT AKIMI BU İŞİN ÖNCÜSÜ OLDU.

 

            BU, SEÇKİN-HALK İKİLİĞİNİN TAM OLARAK KALDIRILMASI, ULUSAL EGEMENLİĞİ SAĞLANMASI, YANİ HALKIN KENDİNİ YÖNETİR DURUMA GELMESİ İLE MÜMKÜNDÜ. BU DA ANCAK ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI ARASINDA GERÇEKLEŞME YOLUNA GİRECEKTİR.

 

            TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE HALKÇILIK :

 

            ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI BAŞLARKEN MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TEMEL DÜŞÜNCESİ ŞU OLMUŞTUR;

 

            MUSTAFA KEMAL PAŞA’YA GÖRE BÜYÜK MÜCADELEYİ KAZANMANIN TEK ŞARTI VARDI: SAVAŞI HALKA İNDİRMEK, ONU DAVA İÇİN KAZANMAK. BU DA ANCAK TEK YOLLA GERÇEKLEŞEBİLİRDİ. MİLLET EGEMENLİĞİNE DAYALI YENİ BİR DEVLET KURARAK. İŞTE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ 23 NİSAN 1920 GÜNÜ AÇILDIĞINDAN İTİBAREN DOĞRUDAN DOĞRUYA HALKA DAYANMIŞ, HALKIN MUTLULUĞUNU KENDİNE HEDEF OLARAK ALMIŞTIR.

 

            18 EYLÜL 1920 TARİHLİ ÜNLÜ BİLDİRİSİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ŞÖYLE DİYORDU: “HALKIN HEP İÇİNDE BULUNDUĞU SEFALETİN SEBEBLERİNİ KALDIRARAK, YERİNE KALKINMA VE MUTLULUK GETİRMEK MECLİS’İN EN BAŞ AMACIDIR.” BÖYLECE TÜRKİYE BİYÜK MİLLET MECLİSİ HALKIN İÇİNDEN ÇIKTIĞI BİLİNCİNE VARMIŞTIR. BİRKAÇ YIL ÖNCESİNE KADAR HALK KAVRAMINI BÖYLESİNE GENİŞLETMEK DÜŞÜNÜLMEZDİ BİLE.

 

            ZAFER KAZANILDIKTAN SONRA DA BU İLKEYE SIKI SIKIYA SARINILMIŞTIR. BÜYÜK ÖNDER MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN BELİRLEDİĞİ YOLLARDAN BİRİ OLAN HALKÇILIK İLKESİNİN GELİŞTİRİLMESİNE ÇABA HARCANMIŞ VE TÜRK HALKINI BİR BÜTÜN, AYRICALIKSIZ BİREYLERDAN OLUŞAN TAM BİRLİK DURUMA GETİRMEK İÇİN ÇALIŞILMIŞTIR. BÜTÜN BU ÇALIŞMALARA ÖRNEK OLAN, ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNCELERİDİR. BU NEDENLE, O’NUN HALKÇILIK ANLAYIŞINI GÖRMEK GEREKİR.

 

            ULUSAL EGEMENLİK VE ATATÜRK :

 

            ULUSAL BAĞIMSIZLIK SAVAŞININ ANAYASASI MUSTAFA KEMAL’İN “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETE AİTTİR” SÖZÜNDE ÖZETLENİR. BU CÜMLEDEN KAYNAKLANMAYAN HER MADDE VE KANUN MUSTAFA KEMAL’İN KURMUŞ OLDUĞU DEVLETİN DIŞINA DÜŞER. CUMHURİYET İNKILAPLARI BU MADDENİN IŞIĞI ALTINDA DEĞERLENDİRİLMELİ; DEVLETİN TÜRÜ, KAYNAĞI VE AMAÇLARI BU MADDEDEN ÇIKARILMALIDIR.

 

            CUMHURİYET KAVRAMI MUSTAFA KEMAL’İN BAĞIMSIZLIK SAVAŞININ YÜREĞİNE YERLEŞTİRDİĞİ BU SÖZLE YENİ BİR ANLAM KAZANIR. HER TÜRLÜ SINIF, ZÜMRE EGEMENLİĞİNİ DIŞATDA BIRAKIR. HİÇBİR KUVVET, NE DEVLETİ KOLAY ALABİLİR VE NE DE ONA RAKİP VEYA KARŞI KOYABİLİR. TÜRKİYE’NİN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ BUNALIMLI YILLARDA; “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” İLKESİNİN BU TEK MADDENİN, BİLEREK VEYA BİLMEYEREK SONRADAN DEĞİŞTİRİLEN ANAYASALARIN MADDELERİ ARASINDA BİR SIĞINTI BİÇİMİNE SOKULMASININ PAYI VARDIR. HEM ATATÜRKÇÜ OLMAK, HEM DE O’NUN ADINI HER YERDE SÖMÜRÜ KONUSU YAPMAK VE FAKAT TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN YÜREĞİNE YERLEŞTİRDİĞİ “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” SÖZÜNÜ KAPI ARALIĞINDA BIRAKMAK OLMAZ.

 

            MUSTAFA KEMAL İÇİN ÖNEMLİ OLAN HALK DEVLETİNİN EGEMENLİĞİDİR. ONCA CUMHURİYET VE İNKILAPLARININ BİR BÖLÜMÜ HİLAFET VE SALTANATA KARŞI BİR ANTİTEZ OLARAK ELE ALINMIŞTIR. ÇÜNKÜ BİR SOYUN DEVLETE EGEMEN OLMASI “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ  MİLLETİNDİR” PRENSİBİNE AYKIRIDIR. BU CÜMLE AYNI ZAMANDA HİLAFET VE SALTANATIN ÇEVRESİNDE YAPILANMIŞ BÜTÜN KURUM VE DEĞERLERİ DE HEDEF ALIR. ATATÜRK İNKILAPLARINA BU AÇIDAN BAKTIĞIMIZ ZAMAN ÖNÜMÜZE YEPYENİ BİR UFUK AÇILIR. NSDIL BİR ÜLKEDE İKİ HÜKÜMDAR  OLAMAZSA, EGEMENLİĞİN DE BÖLÜNEMEYECEĞİ DÜŞÜNCESİ MUSTAFA KEMAL’İN ŞAŞMAZ VE SARSILMAZ ÖNGÖRÜSÜNÜN SARSMAZ VE SARSILMAZ ANA ÇIKIŞ NOKTASIYDI. BUNUN BATIDAKİ “GENEL İRADE” VE “HALK İRADESİ” KAVRAMLARIYLA VE BATI BURJUVA DEMOKRASİSİ UYGULAMALARI İLE İLGİSİ OLMADIĞI GİBİ, BİZDEKİ MEŞRUTİYET ANAYASALARI İLE DE BİR BAĞLANRISI YOKTUR. MUSTAFA KEMAL BU KONUNUN TAM BİLİNCİNE SAHİPTİR.

 

            HALK EGEMENLİĞİNİN ANLAMI :

 

            BATIDA HALKIN EGEMENLİĞİ FİKRİ KURAMSALDIR (TEORİKTİR) VE POLİTİKA FELSEFESİNİN BİR DİSİPLİNİDİR. MUSTAFA KEMAL’DE İSE EGEMENLİK, KURAMSAL DEĞİL, UYGULAMA VE GERÇEKTİR. SİYASAL DEĞİL TOPLUMSAL ÖZÜ ALAN BİR KAVRAMDIR. CUMHURİYET İSE REJİMLE İLGİLİ BİR SORUNDUR. BATIDA CUMHURİYET KAVRAMI BURJUVA SINIFININ NE AMACI NE DE VAROLMA KOŞULU İDİ.

 

            ONLAR İÇİN ÖNEMLİ OLAN HANGİ REJİM BİÇİMİ OLURSA OLSUN SİYASAL YÖNETİMİ ELE GEÇİRMEK VE ONU KENDİ SÖMÜRÜLERİNİN ÖZGÜN BİR ARACI HALİNE GETİRMEKTİ. 1789 FRANSIZ İHTİLALİ BÜTÜN TOPLUMSAL SINIFLARIN KATILDIĞI VE YÖNETİMİ ELİNDE TUTAN SOYLU SINIFIN ALAŞAĞI EDİLDİĞİ ORTAK BİR İDEAL İDİ. BURJUVA SINIFI YÖNETİME GELEBİLMEK İÇİN İŞÇİ VE KÖYLÜ SINIFLARINI ÖZGÜRLÜK EŞİTLİK, KARDEŞLİK SLOGANLARININ TUZAĞINA DÜŞÜRMÜŞTÜ. KRAL OLMUŞ-OLMAMIŞ, KALMIŞ-KALMAMIŞ, ONLARIN UMRUNDA DEĞİLDİ. ONLARIN AMACI KRALIN SİYASAL GÜCÜNÜ BÖLMEK VE PARLAMENTO ARACILIĞI İLE DÜNYA PAZARLARINI ELE GEÇİRECEK YENİ BİR SİYASAL GÜCÜ GERÇEKLEŞTİRMEKTİ. BU BULANIK DÜZENİN MEŞRULUĞUNU SAĞLAMAK İÇİN ALDATILAN İŞÇİ VE KÖYLÜ SINIFLARININ AĞZINA "“EMOKRASİ"”LAFI BATIDAKİ KAVGA NE HALKIN EGEMENLİĞİ, GENEL İRADE SORUNU VE NE DE CUMHURİYET REJİMİ KAVGASI OLMUŞTUR. BUNLARIN YERİNE SINIFLAR ARASI DENGEYİ SAĞLAMAK ANLAMINA PARLAMENTO VE DEMOKRASİ KAVRAMI ALMIŞTIR. EGEMENLİĞİN KAYITSIZ KOŞULSUZ HALKTA OLDUĞU VE HALK İRADESİ GİBİ SÖZCÜKLER BUNLARIN KURAMINI YAPAN ROASSESU GİBİ FİLOZOFLARIN KİTAPLARINDA, BURJUVA DEMOKRASİLERİ İÇİN GEREKTİĞİNDE BAŞVURULAN BİR DÜŞÜNCE FANTAZİSİ OLMAKTAN ÖTEYE GİDEMEMİŞTİ. İŞİN İLGİNÇ YÖNÜ FRANSIZ DEVRİMİNDE CUMHURİYET DİYE BİR KAVRAMIN DEVRİM SLOGANLARI ARASINDA BULUNMAYIŞIDIR. FRANSIZ HALK DÜŞÜNCESİNDE CUMHURİYETÇİLİK KAVRAMININ GELİŞMESİNİ İNCELEYEN BİR FRANSIZ YAZARI “1790 YILLARINDA CUMHURİYETÇİ BİR EYLEM ASLA SÖZKONUSU DEĞİLDİ” DER. VE “İLK CUMHURİYET” ADLI BİR PARTİ KURANLAR HAKKINDA ŞU DİKKATE DEĞER BİLGİLERİ VERİR. “BİR KADIN YAZAR, YÜKSEK ÖĞRENİM YAPMIŞ BİR KİŞİ İLE BİR AVUKAT VE BİRKAÇ SERÜVEN MERAKLISINDAN İBARET OLAN CUMHURİYETÇİ PARTİNİN XVI. LUİ’NİN KAÇMASINDAN SONRA POPÜLER BİR DEĞER KAZANDIĞINI SÖYLER.” “VE BÖYLECE İLK DEFA ÜLKENİN KRALSIZ DA YÖNETİLEBİLECEĞİ DÜŞÜNCESİNİN HALKTA YAYGINLIK KAZANDIĞINI” İLERİ SÜRER.

 

            GENEL İRADE, DEMOKRASİ VE CUMHURİYET KAVRAMLARININ YENİ ÇAĞDA EN BÜYÜK KURAMCILARINDAN BİRİ OLAN ROUSSEAU, GERÇEKTEBATI DEMOKRASİLERİNDE VE CUMHURİYET İDARELERİNDE ASLA YERİ OLMYAN ONLARIN YÖNETİM VE ANLAYIŞ BİÇİMLERİNDE TERS DÜŞEN BİR İSİMDİR. ROUSSEAU’NUN “GENEL İRADE”’Sİ YERİNİ OY ÇOĞUNLUĞUNA BIRAKMIŞTIR. BURJUVA SINIFINI EGEMEN KILAN PARLAMENTERİZMİN ADINA DA DEMOKRASİ DENİLMİŞTİR. ROUSSEAU’NUN DÜŞLEDİĞİ DEMOKRASİ İSE, KENDİSİNİN DEYİMİ İLE “TANRILARDAN İBARET BİR ULUS OLSA İDİ DEMOKRASİ MÜMKÜN OLURDU.” SÖZÜNDE ANLATIMINI BULAN SINIFSIZ BİR DEMOKRASİDİR. SOSYAL SINIFLARIN BİR ARADA VARLIĞINI SÜRDÜRDÜĞÜ BİR TOPLUMDA (Kİ OY MEKANİZMASI SİYASAL PARTİLER ARACILIĞI İLE İŞLER.) GENEL İRADENİN, TOPLUM VEYA ULUS İRADESİNİN GERÇEKLEŞMESİNİ AKIL DIŞI GÖRÜR ROUSSEAU.

 

            GERÇEKTE ROUSSEAU’NUN GENEL İRADE KAVRAMI, GENEL İRADENİN DEVREDİLMEYECEĞİ SAVI BİR ANLAMDA ATATÜRK’ÜN “EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” SÖZÜNDE TOPLUMSAL BİR İÇERİKLİK KAZANIR. ÇÜNKÜ, ROUSSEAU “DEVLET İÇİNDE KENDİSİNİ DEVELET HALİNE GETİREN HER TÜRLÜ SINIF BİRLİK, DERNEK VE ÇIKAR GRUPLARI KALDIRILMALIDIR” DER. ONUN DÜŞLEDİĞİ DEVLETİN AMACI, “DEVLET BENİM” DİYEN HİÇBİR ÖZEL ÖRGÜTÜN VE GRUBUN OLMAMASINI SAĞLAMKTIR. HALK İRADESİNİ SAĞLIKLI OLARAK GERÇEKLEŞTİRMEK VE ONUN SÖMÜRÜLMESİNE OLANAK BIRAKMAMAK İÇİN, ROUSSEAU, ŞÖYLE BİR DÜŞÜNCE İLERİ SÜRER: “SEÇENLER İLE SEÇİLENLER ÖRGÜTSÜZ BİREYLER OLARAK, BİRBİRİNİN KARŞISINDA BULUNURSA, OY VERİLİRKEN ÖZEL ÇIKARLAR KENDİLİĞİNDEN KALKMIŞ OLUR.” “ÖZEL ÇIKAR”LARA OLANAK SAĞLANMADIĞI ZAMAN “GELENEK ÇIKAR” DÜŞÜNCESİ KENDİLİĞİNDEN MEYDANA GELİR.

 

            GENEL İRADENİN MEMURLARI OLAN ADAYLAR TEK BAŞINA, BAĞIMSIZ DEĞİL DE SINIFLARIN YA DA PARTİLERİN ADINA HAREKET EDECEK OLURLARSA, KAÇINILMAK İSTENEN TEHLİKE BAŞGÖSTERİR. O ZAMAN, VERİLEN OYLAR İSTENİLEN SONUCA ULAŞAMAZ. ZİRA ÖZEL BİR SINIF YA DA ZÜMRENİN ÇIKARLARI “GENEL İRADE” ADINA ÇOĞUNLUK KAZANMIŞ OLUR. BU DURUM DIŞARDA KALANLARIN VE ÇOĞUNLUK  KAZANMAYANLARIN DÜŞÜNCELERİNİ İÇERMEZ. BAŞKA BİR DEYİMLE “GENEL İRADE”NİN YERİNE ÇOĞUNLUĞUN İRADESİ GEÇER.

 

            KUSKUSUZ ROUSSEAU NU DÜŞÜNCELERİNİ ORTAYA ATARKEN, ÇAĞININ TOPLUMSAL VE EKONOMİK GERÇEKLERİNİ DÜŞÜNMEMEKTEDİR. TOPLUMU TEKER TEKER BİREYSEL İRADELERİN TOPLAMI OLARAK GÖRMEKTEDİR. ROUSSEAU, “TOPLUM SÖZLEŞMESİ” ADLI ESERİNDE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN DEYİMİYLE BİR BUNALIMA DÜŞMEKTEDİR. “GENEL İRADE”NİN SEÇEN İLE SEÇİLENLERİN BİRBİRİNİ TANIDIĞI ŞEHİR DEVLETLERİNDE ANCAK GERÇEKLEŞECEĞİNİ SÖYLEMEKLE BİR ÇÖZÜM YOLU BULMAYA ÇALIŞMAKTADIR. VE SINIFSIZ. ÖZEL MÜLKİYETSİZ BİR TOPLUMU GELECEKTE DEĞİL, GEÇMİŞTE, İLKELLİĞE DÖNMEKTE ARAMAKTADIR. “İNSANLAR ARASINDAKİ EŞİTSİZLİĞİN KAYNAĞI” ADLI YAPITINDA “BİR TOPRAK PARÇASINI ÇİTLE ÇEVİRİP BU BENİMDİR” DENDİĞİ ANDA “İNSANLIĞIN DRAMI BAŞLAMIŞTIR” DİYEN ROUSSEAU ÇİTİ SÖKECEĞİ YERDE ÇİTİN DİKENLERİNE TAKILARAK BİLİM VE SANATLARDAKİ GELİŞMENİN İNSANLIĞI MUTSUZLUĞA SÜRÜKLEDİĞİNİ YANA YAKILA SÖYLEMEKLE YETİNİR. VE “HALK İRADESİ” KAVRAMININ GERİSİNDE BÖYLE BİR KARAMSARLIK YATAR.

 

            MUSTAFA KEMAL’İN “EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR.” SÖZÜ İNKILAPÇI BİR MESAJ İÇERİR. “KAYITSIZ ŞARTSIZ” SÖZÜNDE HER TÜRLÜ ENGELİ KALDIRMAYA KARARLI BİR İRADE, BİR İNKILAPÇI ATILIM SÖZ KONUSUDUR. NE ONUN KURDUĞU CUMHURİYET BATIDAKİLERLE AKRABA VE NE DE O’NUN “TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU” BATI ANAYASALARIYLA AYNI SOYDANDIR.

 

            MUSTAFA KEMAL BU ATILIMDA SÜREKLİLİĞİ SAĞLAMAK İÇİN, ULUSUN EGEMENLİĞİNE BİR TEMEL NİTELİK KOYMUŞTUR: İNKILAPÇILIK. YERİ GELMİŞKEN BURADA ŞU NOKTAYI BELİRTMEKTE YARAR VAR. ATATÜRK İNKILAPÇILIĞININ İÇERİĞİNDE İKİ ÖĞE VARDIR:

 

1. TÜRK TOPLUMUNU ÇAĞDAŞ UYGARLIK SEVİYESİNE ULAŞTIRMAK İÇİN SÜREKLİ YENİLİKÇİ ATILIMLAR.

 

2.  HALK EGEMENLİĞİNE KARŞI GELEBİLECEK HER TÜRLÜ TEHLİKEYE SET ÇEKMEK.

 

            NİTEKİM SALTANARA KARŞI CUMHURİYET HİLAFETE VE HERTÜRLÜ DİNSEL YÖNETİME KARŞI LAİKLİK BİR BARAJ OLARAK KONMUŞTUR. BU NEDENLE LAİKLİK HALK EGEMENLİĞİNİN DEĞİL DEVLETİN BİR NİTELİĞİDİR. CUMHURİYET VE LAİKLİK, GERİYE DÜNÜŞÜM YOLUNU KESMİŞTİR. YAPILAN BÜTÜN İNKILAPLAR BU İKİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMELİDİR. ATATÜRK BÜYÜK NUTKUNUN SONUNDA GENÇLİĞE SESLENMİŞTİR.

 

            BU SESLENİŞLE, ATATÜRK GENÇLERİ, GERİYE DÖNÜŞÜ DURDURAN KORUYUCULAR OLARAK DÜŞÜNÜR.

 

            BU BAKIMDAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI ÖNDERİ MUSTAFA KEMAL’İN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI NİTELİĞİ, CUMHURBAŞKANI NİTELİĞİ, CUMHURBAŞKANI NİTELİĞİNDEN ÖNCE GELİR. BU BAKIMDAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞININ AMACI İLE “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”, SÖZÜNÜ BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNMEK OLANAKSIZDIR. “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”, SÖZÜ BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE MUSTAFA KEMAL’İN KENDİSİ BİZDEKİ “CUMHURİYET” KAVRAMINDAN SOYUTLANAMAZ. CUMHURİYET KAVRAMI BATI BURJUVA DEMOKRASİLERİNDE BİZDEN FARKLI İÇERİKTE OLAN BİR KAVRAMDIR.

 

            EĞER GERÇEKTEN BATIDA CUMHURİYETLER, MUSTAFA KEMAL’İN KURDUĞU CUMHURİYETİN NİTELİKLERİNİ TAŞIMIŞ OLSAYDI; NE DEMOKRASİNİN EN İYİ UYGULANDIĞI İNGİLTERE’DE BAŞTA, BİR KRAL BULUNUR VE NE DE İMPARATORLUĞUNU İLAN EDEN NAPOLYON’A ÖZGÜRLÜKÇÜ VE CUMHURİYETÇİ FRANSA ALKIŞ TUTARDI.

 

            ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CUMHURİYETTE Kİ HALK EGEMENLİĞİ İSE, RUHLA BEDEN, CANLA-TEN GİBİ BİRBİRİNDEN AYRILMAZ BİR BÜTÜNDÜR. ONUN KURULMASINA NE SINIF SAVAŞLARI, NE DE DÜNYA PAZARLARINI ELE GEÇİRMEK İSTEYEN EMPERYALİST BİR TUTKU NEDEN OLMUŞTUR. ÇÜNKÜ ONUN TEMELİNDE ERZURUM VE SİVAS KONGRELERİ, ANKARA BÜYÜK MİLLET MECLİSİ OLGUSU VE EMPERYALİZME KARŞI AYAKLANAN BİR HALK HAREKETİ YATMAKTADIR.

 

            ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNDEN VE II. DÜNYA SAVAŞI’NDAN SONRA, DEVLET YAŞAMIMIZDA ATATÜRK İSRAFINDAN EN AZ SALTANAT VE HİLAFET KADAR SERT BİR ELEŞTİRİYE TABİİ TUTULAN BATI YANLIŞI PARLAMENTERİZM VE ANAYASACILIK, YENİDEN GÜNDEME GETİRİLDİ. VE ONUN İNKILAPLARINI VE İLKELERİNİ ALTÜST ETTİ. DEVLETİ BOŞLUĞA, CUMHURİYETİN KORUYUCUSU VE BEKÇİSİ OLAN GENÇLİĞİ KARMAŞAYA, HAKİMİYETİN KAYITSIZ, ŞARTSIZ TEMSİLCİSİ OLAN PARLAMENTOYU DEVLETSİZLİĞE SÜRÜKLEDİ.

 

            PARLAMENTERİZM VE ANAYASACILIK, YENİDEN GÜNDEME GETİRİLDİ. VE ONUN İNKILAPLARINI VE İLKELERİNİ ALTÜST ETTİ. DEVLETİ BOŞLUĞA, CUMHURİYETİN KORUYUCUSU VE BEKÇİSİ OLAN GENÇLİĞİ KARMASAYA, HAKİMİYETİN KAYITSIZ, ŞARTSIZ TEMSİLCİSİ OLAN PARLAMENTOYU DEVLETSİZLİĞE SÜRÜKLEDİ.

            ATATÜRK VE HALK

 

            ATATÜRK’ÜN BÜTÜN İNKILAPLARI VE ONLARDAN DAHA ÖNEMLİSİ İNKILAPÇI RUHU HALK KAVRAMINDAN ÖZETLENİR. HALK ONUN İÇİN DEMOGOJİK BİR SÖZ DEĞİLDİR. ONUN BİR NİTELİĞİ, BİR EYLEMİ VARDIR. HALK, EYLEMLERİNİN OLDUĞU HER YERDE HALK YOKTUR. ÇOĞU ZAMAN HALK ADINA EYLEME GEÇEN, BİR KADRO SÖZ KONUSUDUR. BU KADROLAR GENEL OLARAK TOPLUMUN BİR KESİMİNİ TEMSİL EDER. YA ÇALIŞAN SINIFIN HAKLARINI SAVUNUR YA DA ÇALIŞTIRAN SINIFIN, BUNA GÖRE DÜNYA İKİ İDEOLOJİK KAMPTA TOPLANIR.

 

            ATATÜRK’ÜN BU İKİ DÜNYA VE TOPLUM GÖRÜŞÜ KARŞISINDA YERİ NERESİDİR? GERÇEKLEŞTİRMEK İSTEDİĞİ NASIL BİR TOPLUMDUR? BU SORUNUN CEVABINI İNKILAPLARIN DIŞ GÖRÜNÜŞLERİNDEN ÇOK AMAÇLARINDAN ÇIKARMAK GEREKİR.

 

            ONUN İÇİN ÖNEMLİ OLAN DEVLETİN İÇERİĞİNDE BULUNAN HALK KAVRAMINI SAĞLAM, SARSILMAZ VE BİR DAHA GERİYE DÖNÜŞMEZ BİR GÜVENE KAVUŞTURMAKTIR. BU İÇERİĞİN KÖK SALMASI İÇİN, DEVLETİN, BU NİTELİĞİNİ BOZACAK TEHLİKELERE KARŞI UYANIK BULUNMASI GEREKİR. ESKİYİ DİRİLTME ÇABALARINA KARŞI DA BİR TAKIM KESİN ÖNLEMLER ALINMASI ZORUNLUDUR.

 

            ATATÜRK’E GÖRE İNKILAP AMAÇ DEĞİL, ARAÇTIR. DEĞİŞMEZ TEK AMAÇ HALK EGEMENLİĞİDİR VE HALKIN DEVLETİNİ KURMAKTIR. ADI NE OLURSA OLSUN BU HALK DEVLETİNİN NİTELİĞİ DEĞİŞMEMELİDİR. ONUN HALKÇILIĞINA NE DOĞU’DA, NE DE BATI’DA BİR KAYNAK ARAMAK BOŞUNADIR. ATATÜRK’ÜN KURMUŞ OLDUĞU DEVLETİN TEMELİNDE NE “HALKIN HALK İÇİN, HALK TARAFINDAN YÖNETİMİ.” VE NE DE “HALKA RAĞMEN HALK İÇİN” YÖNETİM SÖZ KONUSUDUR. BUNLARI BATI DEMOKRASİLERİNİN KENDİ İÇİNDEKİ KAVGALARI DİLE GETİRİR. BU İKİ DEYİMDEN BİRİNİN GERİSİNDE BATI BURJUVA DEMOKRASİLERİ, DİĞERİNİN GERİSİNDE IRKÇILIK YATAR. HER İKİSİ DE EMPERYALİST OLMAKTA BİRLEŞİR.

 

            ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CUMHURİYETİN VE HALK EGEMENLİĞİ ANLAYIŞININ BUNLARLA UZAK-YAKIN BİR BAĞLANTISI YOKTUE. BATI AMBALAJLI BİR DEMOKRASİYİ AKLININ UCUNDAN GEÇİRMEZ. İNKILAPLARINA BATI BURJUVA DEMOKRASİLERİ İÇİNDE SOY ARAMAK DA BOŞUNADIR. TUTUCULARA KARŞI ALMIŞ OLDUĞU OLUMSUZ TAVIR, O’NUN KABA BİR KIYASLA TANZİMAT TAKLİTÇİLERİNİN BİR DEVAMCISI GİBİ, GÖRÜNMESİNE NEDEN OLMUŞTUR. BUNUN SUÇUNU ATATÜRK’TE ARAMAKTAN ÇOK, TAKLİTÇİLİĞE VE BATICILIĞA YATKIN KİMSELERİN YANLIŞ YORUMUNDA ARAMAK GEREKİR.

 

            HALKLA BÜTÜNLEŞMEK:

 

            ATATÜRK’ÜN KURDUĞU DEVLET TÜRÜ NE “HALKIN HALK İÇİN HALK TARAFINDAN YÖNETİMİ” VE NE DE “HALKA RAĞMEN HALK İÇİN” DİR. “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” SÖZÜNÜN İÇERİĞİNDE “HALKLA BERABER HALK İÇİN, BİR BAŞKA DEYİMLE, HALKLA BÜTÜNLEŞMEK ANLAMI VARDIR. HALKLA BÜTÜNLEŞEN BİR DEVLET ANLAYIŞINDA TOPLUMSAL SINIFLAR YERİNE ORTAK BİR SORUMLULUKTA, HİYERARŞİK BİR TABAKALAŞMA SÖZ KONUSUDUR. O’NUN GERÇEKLEŞTİRMEK İSTEĞİ “HALK DEVLETİ, TOTALİTER DEĞİL, OTORİTER BİR ÖZELLİK TAŞIR. EGEMENLİĞİN SOMUT GÖRÜNÜŞÜ OLAN BÜYÜK MİLLET MECLİSİ VE ONUN OTORİTESİ NE SOSYAL SINIFLARIN, BATI’DA OLDUĞU GİBİ, DENGELENDİĞİ BİR PARLAMENTO VE NE DE ÇIKAR GRUPLARININ AT KOŞTURDUĞU BİR MECLİS OLABİLİR.

 

            YUKARIDA İLERİ SÜRDÜĞÜMÜZ TEZLERİ ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNCELERİYLE DESTEKLEMEK İSTERİZ. BUNU YAPARKEN MÜMKÜN OLDUĞU ÖLÇÜDE O’NUN DAYANDIĞI TEMEL KAVRAMLARA DİKKAT ETMEKTE TİTİZLİK GÖSTERMEYE ÇALIŞACAĞIZ. ATATÜRK’ÜN “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” SÖZÜNÜ KENDİ AÇIKLAMALARIYLA KANITLARKEN KENDİMİZİ KİŞİSEL YORUMLARDAN, GÜCÜMÜZ YETTİĞİ ÖLÇÜDE, UZAK TUTMAYA ÇALIŞACAĞIZ. ÇÜNKÜ ATATÜRK HAKKINDA KİTAP, BROŞÜR, MAKALE YAZANLARIN ÇOĞU KENDİ DÜŞÜNCELERİNE VE GÜNÜN POLİTİKASINA GÖRE O’NU YORUMLAMAK EĞİLİMİNDEDİRLER. ÇOĞULCU DEMOKRASİYE İNANANLAR ONUN EN BÜYÜK İDEALİNİN DEMOKRASİ OLDUĞUNU SÖYLERLER. TOTALİTER BİR REJİMİN ÖZLEMİNİ ÇEKENLER ONDA HİTLER, MUSOLİNİ GİBİ BİR DİKTATÖR HAYAL EDERLER. KİMİSİ O’NU BATININ BİR KOPYASI OLARAK GÖRÜR, KİMİSİ AMERİKAN AMBALAJINA SARMAK İSTER. KİMİSİ DE UYDURMA HADİSCİLİĞE SIVANIR. BÖYLECE GÜN GEÇTİKÇE ATATÜRK’Ü ANLAMANIN VE YORUMLAMANIN YERİNİ “ATATÜRK’Ü KULLANMA” GİBİ ÇİRKİN VE TEHLİKELİ BİR GELENEK ALMIŞTIR.

 

            ATATÜRK BÜTÜN DÜŞÜNCELERİNİ TÜRK TOPLUMUNUN GERÇEKLERİ ÜSTÜNE KURAR. TOPLUM GERÇEKLERİ O’NUN TEK VE ŞAŞMAZ YÖNETİMİDİR. BÜTÜN ELEŞTİRİLERİNİ, BÜTÜN KANITLARINI “SOSYOLOJİ BİLİMİ” AÇISINDAN DEĞERLENDİRİR. O’NUN EN GÜVENDİĞİ BİLİM. BİÇİMSEL KURALLARDIR. KENDİSİNE MUHALEFET EDENLERİN ÇOĞU HUKUK KURALLARININ ZIRHINA BÜRÜNÜRLER. ATATÜRK’ÜN HALK, DEVLET VE HÜKÜMET KAVRAMLARI KARŞISINDA ALMIŞ OLDUĞU REMEL TUTUMU 1921 YILI ARALIK AYININ BAŞINDA MERSİN MİLLETVEKİLİ SELAHATTİN VE ARKADAŞLARININ “BAKANLAR KURULUNUN GÖREV VE YETKİLERİNİ BELİRTEN KANUN TEKLİFİ” MÜNASEBETİYLE MECLİSTE YAPTIĞI UZUN KONUŞMADA BULURUZ. ATATÜRK’ÜN TOPLUM, DEVLET, MECLİS VE HALK HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜNÜ ÖZETLEYEN BU KONUŞMASINDA İLGİNÇ OLAN YER, KURDUĞU DEVLETİN PLAN, PROGRAM VE SINIRLARINI KESİN BİR AÇIKLIĞA KAVUŞTURMUŞ OLMASIDIR. SÖZLERİ, DÜŞÜNCELERİ O GÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE, TÜRK TOPLUMUNUN GELECEĞİ İÇİN DE GEÇERLİDİR.

 

            ATATÜRK’ÜN TOPLUMSAL GÖRÜŞÜ :

 

            O KARŞISINA TAKLİT YOLUYLA ÇIKAN HUKUK KURALLARINA HEP “İLMİ İÇTİMA”IN VERİLERİNİ KANIT OLARAK ÇIKARMAKTADIR. FAKAT O’NUN “İLMİ İÇTİMA”DAN ANLADIĞI ŞEY, TOPLUMDA “CÜZİ’İ” OLARAK VAR OLAN VE KENDİSİNİ DİĞER TOPLUMLARDAN AYIRAN ÖZELLİKLERDİR. BUNUNLA NE ZİYA GÖKALP’İN DURKHEİM SOSYOLOJİSİNE VE NE DE SABAHATTİN BEY’İN SAVUNDUĞU LE PLAY OKULUNU ANLAMAK MÜMKÜNDÜR. EMPERYALİZMLE, KAPATİLİZMLE SAVAŞI UYGUN GÖREN BİR MESLEĞİ TAKİP EDEN İNSANLARIN SÖZNÜ BİR ÇOK SÖYLEV VE DEMEÇLERİNDE VURGULADIĞINA VE TARİHE ÖN PLANDA YER VERMİŞTİR.

 

            EMPERYALİZMLE, ADI ÜZERİNDE KAPİTALİZMLE SAVAŞ SİYASAL DEĞİL, EKONOMİKTİR. BU SAVAŞ KAPİTALİZE KARŞI, SÖMÜRÜLEN ÜLKELERİN AYAKLANMASI ANLAMINA GELİR. MUSTAFA KEMAL HEM SÖMÜRÜLEN HEM DE YOK EDİLMEK İSTENEN BİR ULUSUN ÖNDERİDİR. BUNU BÜTÜN DÜNYA DA BÖYLE BİLMEKTE VE BÖYLE BİLMEKTE VE BÖYLE YORUMLAMAKTADIR. GEREK ZİYA GÖKALP VE GEREKSE SABAHATTİN BEY BU KASIRGALI DÖNEMDE, ÜSTELİK SAĞ OLDUKLARI HALDE, BÖYLE BİR ANLAYIŞA VE BİLİNCE SAHİP DEĞİLDİR. BİRİSİ OSMANLIYA KARŞI, BURJUVA ULUSCULUĞUNU, YANLIŞ BİR TARİH ANLAYIŞIYLA ÜLKEYE TEMELLENDİRMEK SEVDASINDADIR. DİĞERİ KURTULUŞA ANCAK “ÖZEL GİRİŞİM”E SAHİP BİREYLE YETİŞTİRMEKTE YANİ BURJUVA SINIFININ PALAZLANMASINDA ARAMAKTADIR. ATATÜRK’ÜN ASIL DEHASI TARİHSEL BİLGİNİN YAŞANTISI VE MİRASIYLA DONATILMIŞ OLARAK TOPLUMA BAKMASINDADIR. ONUN HALK VE HALK HÜKÜMETİ HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ VE DÜŞÜNDÜKLERİ YANINDA, ZİYA GÖKALP’İN HAKÇILIĞI FOLKLORİK BİR MALZEME OLARAK KALMAKTADIR. EĞER ZİYA GÖKALP “TÜRKÇÜLÜĞÜN ESASLARI” ADLI KİTABINDA, HALK VE HALK KÜLTÜRÜ HAKKINDA SÖYLEDİKLERİNİ BİR YANA İTEREK HALKÇILIĞINI “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” SÖZÜNDEKİ ANLAMA VE AÇIYA DAYANDIRSAYDI, DÜŞÜNCESİ SAĞLAM BİR İDEOLOJİK TEMELE KAVUŞMA OLANAĞI BULURDU.

 

3.   HALKÇILIK VE LAİKLİK

 

            LAİKLİK İLKESİ, ÇOK AZ TOPLUMDA BİZDE OLDUĞU KADAR ÖNEM KAZANMIŞTIR. BUNUN NEDENİNİ AÇIKLAMADAN ÖNCE LAİKLİK KAVRAMININ BATIDA NASIL ORTAYA ÇIKTIĞI ÜZERİNDE KISACA DURMAK GEREKİR. LAİKLİK KELİMESİ, GENEL OLARAK DİNSEL OLMAYAN ANLAMINA GELİR. “LAİCOS”, LATİNCEDE “HALKA AİT” DEMEKTİR. ÖRNEĞİN, BÜTÜN ÇAĞDAŞ DOĞA BİLİMLERİ BU NİTELİKTEDİR. LAİKLİK KAVRAMININ TOPLUM YAŞAMINDA BİRDEN ÖN PLANA GEÇİŞİ 19. YÜZYILDAN SONRADIR. DÜŞÜNCENİN DİNDEN BAĞIMSIZ OLMASI GİDEREK ÖĞRETİM VE EĞİTİMİN LAİK OLMASINI ZORUNLU KILMIŞTIR. ÇÜNKÜ ÖĞRETİM, EĞİTİM KİLİSENİN TEKELİNDE İDİ. DÜŞÜNCEYE DE DİNSEL EĞİTİM BİÇİM VERİYORDU. DİN İNANCA, DÜŞÜNCE İSE AKLA DAYANIR. HER İKİSİNİN DE ALANI AYRIDIR. BİRİNİ DİĞERİNE İNDİRGEMEK OLANAKSIZDIR. ÖYLEYKEN, UZUN YÜZYILLAR, DİN, DÜŞÜNCENİN BÜTÜN ALANLARINA EGEMEN OLMUŞ VE KENDİSİNE ZARAR VERECEK HER DÜŞÜNCENİN KARŞISINDA YER ALMIŞTIR.

 

            İNSANLIK TARİHİNDE HİÇBİR ZAMAN DÜŞÜNCE DİN İŞLERİNE KARIŞMADIĞI HALDE, DİN SÜREKLİ OLARAK DÜŞÜNCEYİ RAHATSIZ ETMİŞ SINIRLAR KOYMUŞ VE KENDİ OTORİTESİNİ TOPLUMSAL, POLİTİK, KÜLTÜREL VE BİLİMSEL BÜTÜN ALANLARA YAYMAK İSTEMİŞTİR.

 

            DEMEK Kİ LAİKLİK, DİNİN SALDIRGAN VE EMPERYALİST TUTUMUNA KARŞI DÜŞÜNCENİN YAPMIŞ OLDUĞU “BAĞIMSIZLIK SAVAŞI”DIR.

            ÇOĞU ZAMAN DİN POLİTİK OTORİTEYİ ELİNDE TUTARAK TEOKRASİDE OLDUĞU GİBİ VEYA ONUNLA ORTAK OLARAK DÜŞÜNCEYİ BİR PARYA VE SERF HALİNE GETİRMİŞTİR. DÜŞÜNCE İSE, TARİHİN HİÇBİR DÖNEMİNDE BÖYLE SİYASİ OTORİTE İLE BİR ORTAKLIK KURAMAMIŞTIR. ÖZÜ OTORİTEYE ELVERİŞLİ DEĞİLDİR. DÜŞÜNCENİN AYRI BİR ÜRÜNÜ OLAN BİLİM ANCAK KENDİ ZORUNLUKLARI (DETERMİNİZM) KANUNUNA BAĞLIDIR. BİRİSİ “OLAN”I –CE QUI EST- İNCELER. OLMASI GEREKENİ (CE QUI DOIT ETRE). İSE AHLAK ALANINA BIRAKIR. BATIDA GENEL OLARAK ÖĞRETİM VE EĞİTİM KURUMLARI DİNSEL BİR KAYNAĞA DAYANIYORDU. KİLİSE İLE POLİTİK OTORİTENİN ÇATIŞMASI, KRALLARIN DİRENMESİ SAYESİNDE ÇÖÜZMLENMİŞ, İSA’NIN “ALLAHIN HAKKINI ALLAH’A, KAYZER’İN HAKKINI KAYZER’E VERİNİZ” SÖZÜNE UYGUN OLARAK DEVLET SONA ERMİŞTİR. ORADA LAİK DEVLET HRİSTİYANLIĞIN ÖZÜNE AYKIRI DEĞİLDİR. OYSA DİN DÜNYAYI ETKİSİNE ALMIŞ VE KİLİSE OTORİTESİ ALTINDA KRALLARI TOPLAYAN BİR PAPA İMPARATORLUĞU KURMUŞTUR. BAĞIMSIZ KRALLIKLARIN DOĞMASI, DİN VE DEVLET İŞLERİNİN AYRILMASI LAİKLİK KAVRAMININ BAYRAĞI ALTINDA YAPILAN BİR SAVAŞ DEĞİLDİR.

 

            LAİKLİK KAVRAMI ON DOKUZUNCU YÜZYILDA VE ÖZELLİKLE FRANSA’DA ÜÇÜNCÜ CUMHURİYET’İN KURULMASIYLA ORTAYA ÇIKTI. BURADA SÖZ KONUSU OLAN ÖĞRETİM VE EĞİTİMİN LAİKLEŞMESİYDİ. ÖĞRETİM VE EĞİTİMİN SAĞLAM BİR TEMELE OTURTULABİLMESİ İÇİN DİNSEL AHLAKIN YERİNE, LAİK BİR AHLAK EĞİTİMİNİN GEÇMESİ GEREKLİ İDİ. DURKHEİM, AHLAK EĞİTİMİ ADLI YAPITINDA, BUNUN SANILDIĞI KADAR KOLAY OLMADIĞINI, DİNİN OTORİTESİ KADAR DÜZGÜN VE ONUN YERİNİ ALACAK LAİK BİR AHLAK OTORİTESİNİN KURULAMAYIŞI YÜZÜNDEN GENÇLİĞİN BUNALIMLARA SÜRÜKLENDİĞİ, BİREYCİLİĞİN BAŞIBOŞ BİR ÖZGÜRLÜK FIRTINASININ İÇİNE YUVARLANDIĞINI SÖYLER. DİNE DAYANAN AHLAKIN YERİNE, AKLA DAYANAN VE DİNİN YAPTIRICI OTORİTESİ KADAR GÜÇLÜ BİR LAİK AHLAKIN KURULMASI ZORUNLULUĞUNU SAVUNUR. VE LAİK AHLAKA SAĞLAM VE YENİ BİR TEMEL BULMAYA ÇALIŞIR. AKIL İLE AHLAK NORMLARI ARASINDAKİ ÇELİŞKİYİ “TOPLUMA BAĞLILIK”LA ÇÖZÜMLEMEK İSTER. TANRININ OTORİTESİNİN YERİNE, TOPLUMUN OTORİTESİNİ, TOPLUMUN EMİR VE YASAKLARINI GEÇİRMEYE ÇALIŞIR. BİREYLERİN VİCDANINI KOLLEKTİF BİLİNCİN EMİR VE YASAKLARIYLA DONATMAK İSTER. AHLAKIN EMREDİCİ VE KUŞKU GÖTÜRMEZ NİTELİĞİ İLE, KUŞKUCU TUTUMUNU ÇÜRÜK İPLİKLE BİRBİRİNE BAĞLAR.

 

            ONUN LAİK VE TOPLUMCU AHLAK GÖRÜŞÜ ZİYA GÖKALP’İN “GÖZLERİMİ KAPARIM, VAZİFEMİ YAPARIM” SÖZLERİNDE ÖZETLENEBİLİR. DURKHEİM, BİR İNANCA DAYANMASI VE KUŞKU GÖTÜRMEZLİĞİ AÇISINDAN BİRBİRİNE BENZEYEN DİN VE AHLAK ZORUNLUĞUNU, LAİK AHLAK HESABINA KOLLEKTİF BİLİNÇ GİBİ BULANIK VE DEĞİŞKEN BİR KAYNAĞA DAYANDIRMAKTADIR. AŞIRI BİREYCİLİĞİN GETİRMİŞ OLDUĞU BUNALIMI DİN VE AHLAKLA AYNI NİTELİĞE SAHİP OLAN ÇAĞDAŞ İDEOLOJİLERİN ÇERÇEVESİ İÇİNDE ÇÖZÜMLEMEYE ÇALIŞSAYDI AKILLA AHLAK ARASINDAKİ UÇURUMU KAPATMIŞ OLURDU. VR İNSANLARI MURSUZ EDEN BAŞI BOŞ BİR ÖZGÜRLÜĞÜN İÇERİĞİNİ, İNSANLIĞIN MUTLULUĞU KAVRAMIYLA DOLDURURDU.

 

            GÖRÜLÜYOR Kİ, LAİK AHLAK, BATI’DA DİNE KARŞI BİR REPKİ DEĞİL, ÖĞRETİM VE EĞİTİM ALANINDA BİR ARAYIŞ, BİR ÇÖZÜM AMACINI GÜTMEKTEDİR.

 

4.    ATATÜRK’ÜN HALKÇILIĞI

 

            ATATÜRK’ÜN HALKÇILIK İLKESİNDE ÜÇ ANA ESAS VARDIR. BUNLARI SIRASIYLA GÖRELİM :

 

            YENİ KURULAN DEVLET, BELLİ BİR ZÜMREYE, BELİRLİ ÇIKARLARA SAHİP KİMSELERE DEĞİL, DOĞRUDAN DOĞRUYA HALKA DAYANIR. “BUNU BİR KELİME İLE İFADE ETMEK LAZIM GELİRSE DİYEBİLİRİZ Kİ, YENİ TÜRKİYE DEVLETİ HALKA DEĞER VEREN BİR DEVLETTİR, HALKIN DEVLETİDİR (1923)” BUGÜNKÜ VARLIĞIMIZIN TEMEL NİTELİĞİ, MİLLETİN  GENEL EĞİLİMİNİ İSPAT ETMİŞTİR. O DA HALKÇILIK VE HALK HÜKÜMETİDİR (1920).”

 

            HALKIN DEVLETİNDE BÜTÜN GÜÇ HALKTADIR: “BİZİM GÖRÜŞÜMÜZ-Kİ HALKÇILIKTIR- KUVVETTİN, EGEMENLİĞİN, İDARENİN DOĞRUDAN DOĞRUYA HALKA VERİLMESİDİR, HALKIN ELİNDE BULUNDURULMASIDIR. YİNE ŞÜPHE YOK Kİ, BU DÜNYANIN EN KUVVETLİ BİR ESASI, BİR İLKESİDİR (1921).” ÖYLE İSE, HALK KENDİ GELECEĞİNE KENDİ SAHİP ÇIKAR; “İÇ SİYASETİMİZDE İLKEMİZ OLAN HALKÇILIK, YANİ MİLLETİN BİZZAT KENDİ GELECEĞİNE SAHİP OLMASI ESASI ANAYASAMIZ İLE CEPHESİNİ BELİRTMEKTEDİR. BU DA ULUSAL EGEMENLİK (MİLLİ HAKİMİYET) İLE HALKÇILIĞIN DENK DÜŞMESİDİR. BURADAN DA GERÇEK ANLAMI İLE DEMOKRASİ ÇIKAR: “BİZİM HÜKÜMET BİÇİMİMİZ TAM BİR DEMOKRAT HÜKÜMETTİR. VE DİLİMİZDE BU HÜKÜMET, HALK HÜKÜMETİ OLARAK İFADE EDİLİR (1922).”

 

            ATATÜRK HALKIN İÇİNDEKİ ÇEŞİTLİ TABAKALARI, KÜMELERİ YALNIZ İŞ ALANLARI BAKIMINDAN FARKLI GÖRÜR. BUNUN DIŞINDA BÜTÜN BİREYLER, BİRBİRİNE EŞİTTİR; AYRICA, HER MESLEK SAHİBİ DE DİĞERLERİYLE AYNI SAYGINLIĞA SAHİPTİR; “TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKINI AYRI AYRI SINIFLARDAN OLUŞMUŞ DEĞİL VE FAKAT KİŞİSEL VE TOPLUMSAL HAYAT İÇİN İŞ BÖLÜMÜ İTİBARİYLE ÇEŞİTLİ  MESLEKLERE AYRILMIŞ BİR TOPLUM OLARAK GÖRMEK ESAS İLKELERİMİZDENDİR (1931).” “BİZİM HALKIMIZ ÇIKARLARI BİRBİRİNDEN FARKLI SINIF HALİNDE DEĞİL; AKSİNE VARLIKLARI VE ÇALIŞMALARININ SONUÇLARI BİRBİRİNE LAZIM OLAN SINIFLARDAN İBARETTİR (1923).” BÜTÜN VATANDAŞLAR BİTRBİRİNE EŞİTTİR. KİMSENİN AYRICALIĞI YOKTUR.

 

            ATATÜRK’E GÖRE HALKÇILIĞIN ESASLARINDAN BİRİ DE, HALKIN MUTLULUĞUNUN, GENE HALKÇA, BİR BÜTÜN OLARAK SAĞLANMASIDIR. BUNUN İÇİN DE HERKES ÇALIŞMALIDIR: “NE OLDUĞUMUZU BİLELİM. KURTULMAK, YAŞAMAK İÇİN ÇALIŞAN VE ÇALIŞMAYA MECBUR OLAN BİR HALKIZ. BUNDAN DOLAYI HERBİRİMİZİN HAKKI VARDIR. YETKİSİ VARDIR. FAKAT ÇALIŞMAK SAYESİNDE BİR HAKKI KAZANIRIZ. YOKSA ARKA ÜSTÜ YATMAK VE HAYATINI ÇALIŞMAKTAN UZAK GEÇİRMEK İSTEYEN İNSANLARIN BİZİM TOPLUMUMUZ İÇİNDE YERİ YOKTUR, HAKKI YOKTUR. O HALDE... HALKÇILIK TOPLUM DÜZENİNİ ÇALIŞMAYA, HUKUKA DAYANDIRMAK İSTEYEN BİR TOPLUM SİSTEMİDİR (1921).” ÇALIŞMA SONUÇLARI DENGELİ OLARAK DEĞERLENDİRİLECEKTİR. TOPLUMDAKİ ÇEŞİTLİ KESİMLERİN ÇIKARLARI BİRBİRİNE DENK SAYILMALIDSIR. ANCAK BÖYLECE, TOPLUMSAL BARIŞ KAZANILIR VE SÜRDÜRÜLÜR. “BU GÖRÜŞLERİN BÜTÜNÜ SINIFLAR ARASINDA ÇIKAR ÇATIŞMALARINI ORTADAN KALDIRACAK TEDBİRLERLE SON BULMALIDIR. BU SAYEDE BİRİ DİĞERİNİN GELİŞMESİNİ ZORLAYIP YIPRATACAK ZARARLI ÇATIŞMALAR YERİNE ÇALIŞMADA İŞBÖLÜMÜ VE ÇIKARLARDA DENKLİK VE UYUM SAĞLANMIŞ OLUR (1931)." B” İŞBÖLÜMÜ ÜZERİNDE ATATÜRK ÇOK DURMUŞ, "SI“IF" Y”RİNE, İŞBÖLÜMÜ YAPARAK ÇALIŞANLARI KOYMUŞ, BUNLAR ARASINDA "ÇI“ARLARDA DENKLİK" S”ĞLAMAK GÖREVİNİ DE DEVLETE VERMİŞTİR. ÇOK ÖNEM VERDİĞİ BARIŞ ANCAK BÖYLE SAĞLANACAKTIR. ATATÜRK'ÜN’BU GÖRÜŞÜ ANAYASAMIZA TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN “SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİ” OLDUĞU BİÇİMİNDE YANSIMIŞTIR (ANAYASA, MADDE 2).

 

            ÖZETLEYECEK OLURSAK ATATÜRK, TÜRK HALKINI KENDİ KENDİNİ YÖNETEN, ULUSAL EGEMENLİK ESASINA GÖRE DEMOKRATİK BİR REJİM İÇİNDE YAŞAYAN, BİRBİRNE HAKÇA EŞİT, TOPLUMSAL DAYANIŞMA İÇİNDE BULUNAN İNSANLARIN OLUŞTURDUĞU BİR BÜTÜN OLARAK GÖRMEKTEDİR. HALKÇILIK, BU ESASLARI PEKİŞTİRMEK, BİRLİĞİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMAK İÇİN ÇALIŞMAYI AMAÇLAYAN BİR AKIMDIR.

 

            SONUÇ OLARAK DİYEBİLİRİZ Kİ ;

 

            ATATÜRK’ÇÜLÜKTEN NEREYE GİDİLİR VE NEREYE GİDİLMEZ. SÖZLERİMİN ÇEŞİTLİ BÖLÜMLERİNDE BUNUN CEVABINI VERMEYE ÇELIŞTIK. SIK SIK YİNELEDİĞİMİZ DÜŞÜNCE O’NU TABULAŞTIRMAKTAN KURTARMAKTIR. HER “TABU”NUN ÇEVRESİNDE BİR TAKIM YASAKLAR KÜMELENİR, YASAK BİZİ YA DOKUNULMAZLIĞA YA DA KORKUYA GÖTÜRÜR. O, DIŞARIDAN GELDİĞİ ZAMAN KORKUYA, İÇERİDEN GELDİĞİ ZAMAN SAYGIYA ÇEVRİLİR. ATATÜRK’ÜN BİZDEN BEKLEDİĞİ İKİNCİSİDİR.

 

            ATATÜRK BSĞNSZLIĞIN EN BÜYÜK DÜŞMANI İDİ, O’NA YAPILACAK EN BÜYÜK DÜŞMANLIK O’NU BAĞNAZLIĞA KONU YAPMAKTIR. BU O’NU AMAÇ OLMAKTAN ÇIKARIR ARAÇ HALİNE GETİRİR.

 

            ATATÜRK’ÜN ÇEŞİTLİ DÖNEMLERDE SÖYLEMİŞ OLDUĞU FİKİRLERİ, BİR BÜTÜN İÇİNE YERLEŞTİREMEZSEK O’NU PARÇALAMIŞ OLURUZ. BU BİZİ, MEDRESELERİN TEFSİR (YORUM) METODUNA GÖTÜRÜR. MEDRESELERİ KALDIRAN, ORTA ÇAĞ DÜŞÜNCESİNE SON VEREN BİR İNSANI BİLİMSEL GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRMİŞ VE DEVRESİNİ KAPAMIŞ BİR DÜNYANIN METODUYLA İNCELEMEK HÜZÜN VERİCİ BİR ALIN YAZISINDA O’NU TUTUKLU KILAR.

 

            BU ATATÜRK’Ü ÖVGÜ VE SÖMÜRÜ TUTSAKLIĞINDAN KURTARIP O’NUN KİŞİLİĞİNE VE DÜŞÜNCE BÜTÜNLÜĞÜNE AKLIN VE GERÇEĞİN AYDINLIĞINI BİR YANSITABİLİRSE NE MUTLU.

 

 

            KAYNAKLAR :

 

            CAHİT TANYOL – ATATÜRK VE HALKÇILIK, ANKARA-1981.

 

            AHMET MUMCU – ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ, ESKİŞEHİR-1989.

 

            İLHAN AKIN – TÜRK DEVTİM TARİHİ, İSTANBUL – 1976.

 

            ENVER ZİYA KARAL – ATATÜRK’TEN DÜŞÜNCELER, ANKARA-1981.







Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Anketimize katılın...  
 

Bu siteyi nasıl buldunuz?
Çok iyi
İdare eder
Kötü
Ne sitesi yaa

(Sonucu göster)


 
Reklam  
   
Dost Siteler  
  MENACAM
BİZVEBİZİM
EFSANE KOMUTAN
OSMAN PAMUKOĞLU
 
Hit  
  www.osmanpamukoglu.com.tr  
Bugün  
   
Haberler  
   
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
MySpace Backgrounds @ HTML-Codes.com